Elinizdeki sabunluk bir yaprak biçiminde. Ama bu yaprağı bir ağaçtan koparmadık; bir hikâyeden ödünç aldık.
Antik Yunan, Daphne'yi nehir tanrısı Peneus'un kızı, ormanların ve akarsuların bir su perisi olarak anlatır. Aşka ve evliliğe sırtını dönmüş, tek isteği kırların özgürlüğünde kalmak olan biri. Başına gelenlerin sebebi ise kendi seçimi değil, bir tanrının kırılan gururudur.
Işığın tanrısı Apollo, korkunç yılan Python'u okuyla devirdikten sonra kibre kapılır ve küçük aşk tanrısı Eros'un yay taşımasıyla alay eder. Onuru incinen Eros iki ok çıkarır: altın ok karşı konulmaz bir aşk, kurşun ok mutlak bir tiksinti salar. Altın oku Apollo'ya, kurşun oku Daphne'ye saplar. Böylece biri kovalamaya, diğeri kaçmaya yazgılı kılınır.
Akdeniz'in tepelerinde bir koşu başlar. Çıplak ayaklar taşa değer, saçlar rüzgârda savrulur. Ardında ışığın tanrısı — hızlı, ısrarlı, yorulmayan.
Apollo tutkuyla yanarak peşinden koşar, Daphne ise dehşetle önünden. Korku, kızın ayağına kanat takar. Sonunda gücü tükenir; babasının ırmağının kıyısında son bir kez haykırır: "Baba, kurtar beni! Bana bu acıyı çektiren bedenimi değiştir."
Sözü biter bitmez ağır bir uyuşukluk sarar bedenini. Ayakları toprağa kök salar, teni bir kabukla örtülür, kolları dallara, saçları yapraklara dönüşür. Geriye yalnızca ışıltısı kalır.
Apollo yetiştiğinde çok geçtir. Kabuğun altında hâlâ çarpan kalbi hisseder ve yemin eder: "Madem eşim olamadın, ağacım olacaksın. Yaprakların hiç solmayacak." O günden sonra defne — Laurus nobilis — şairlerin ve kahramanların tacı olur.
Söylenceye göre bu kovalamaca Hatay'ın Harbiye'sinde yaşanmıştır. Oradaki şelalelerin, Daphne'nin döktüğü gözyaşları olduğuna inanılır; sular binlerce yıldır aynı hikâyeyi fısıldar.
Biz bu hikâyeden ne aldık
Daphne bir ağaca dönüşerek kurtuldu. Biz de onun anısına, ellerimizle bir yaprak biçimlendirdik. Üzerindeki her damar tek tek elle işlendi; hiçbiri bir başkasının aynısı değil. Sırını solmayan bir yeşil seçtik; su ise üç küçük delikten süzülür, tıpkı bir nehir tanrısının kızının sulara dönen hikâyesi gibi.
Neden seramik değil, porselen?
Porselen, sıradan seramikten çok daha yüksek sıcaklıklarda — 1200 °C'nin üzerinde — pişirilir ve gövdesi camlaşarak neredeyse gözeneksiz hale gelir. Sürekli suyla ve sabunla temas eden bir obje için bunun anlamı büyük: nem ve sabun kalıntısını içine çekmez, kolay temizlenir, kireç ve lekeye daha dirençlidir. Daha sert, daha dayanıklıdır; sırının dokunuşu daha ince, daha ışıltılıdır.
Her biri size özel ve benzersiz
Her sabunluk baştan sona elde biçimlendirilir, elle sırlanır ve tek tek fırınlanır. Formda, renk tonunda, dokuda küçük farklılıklar doğaldır ve beklenendir. İki parça asla birbirinin aynısı olmaz. Bu küçük farklar bir kusur değil, onu yapan elin imzasıdır.
Bir sabun kalıbını bu yaprağın üstüne bıraktığınızda, çok eski bir sahneyi tekrar edersiniz: dönüşen bir kadını, solmayan bir yeşili ve hâlâ akan bir suyu.
